Kararın özeti
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bu kararda uyuşmazlığı incelemiştir. Kararın konusu: Mülkiyet ve intifa haklarına dayalı elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve manevi tazminat istekleri. Kararın önemli bölümü aşağıda birebir aktarılmıştır.
Otomatik özet. Bu özet karar metninden otomatik olarak çıkarılmıştır ve editoryal inceleme beklemektedir; bağlayıcı olan kararın tam metnidir.
Kararın önemli bölümü
Somut olayda, Davacılardan ... ile davalının 17.12.2019 tarihinde kesinleşen mahkeme kararıyla boşandıkları, davacıların noter kanalıyla davalıya 07.09.2020 tarihinde tahliye ve ecrimisil istekli ihtarname keşide ettikleri, dava konusu 3692 parsel sayılı kat irtifakı tesisli 1 bağımsız bölüm numaralı dubleks mesken nitelikli taşınmazın kayden intifa hakkının davacılardan ...’e, çıplak mülkiyetinin ise paylı şekilde diğer davacılara ait olduğu ve eldeki davanın harca esas değer 10.000,00TL (belirsiz alacak) şeklinde belirtilmek suretiyle ve elatmanın önlenmesi, 10.000,00TL ecrimisil ile 6.000TL manevi tazminat istekleriyle 17.09.2020 tarihinde açıldığı, davalının ön inceleme tutanağının düzenlendiği 15.02.2021 tarihinden önce çekişmeli taşınmazı boşalttığı, bu aşamadan sonra dava konusu taşınmazın değeri keşfen belirlenerek 06.05.2022 tarihinde taşınmazın değeri itibarıyla harcın tamamlandığı anlaşılmaktadır.
Tam karar metni
Metnin tamamı uzunluğu nedeniyle kısaltılmıştır; tamamı için kaynak bağlantısını kullanın.
Tam metni gösterTam metni gizle25 bin karakter
7. Hukuk Dairesi 2025/2140 E. , 2026/1576 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2312 E., 2025/496 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/480 E., 2023/462 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinden ... ile davalı arasında 2015 yılında boşanma davası açıldığını, Aile Mahkemesince 28.04.2016 tarihli ara karar ile dava konusu taşınmaz müşterek konut kabul edilerek dava sonuçlanıncaya kadar davalıya tahsis edildiğini, boşanma davasının sonuçlanarak 17.12.2019 tarihinde kararın kesinleştiğini, müdahalenin men'i ve ecrimisil talepleri için davalıya gönderilen ihtarnamenin 07.09.2020 tarihinde tebliğ edildiğini ancak davalının dava konusu taşınmazı haksız olarak kullanmaya devam ettiğini ileri sürerek; davalının dava konusu taşınmaza müdahalesinin men’ine, şimdilik 10.000,00 TL ecrimisil taleplerinin kabulüne, 6.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... 6. Aile Mahkemesinin 2017/814 Esas sayılı dosyasında edinilmiş mallara katılma davası açtıklarını, davanın hâlen derdest olduğunu, davacı ...'ın müvekkilinden mal kaçırmak adına dava konusu gayrimenkulün intifa hakkını kendi üzerinde tutarak taşınmazı davacı çocukları adına tescil ettirdiğini, söz konusu gayrimenkulün evlilik birliğinde edinilmiş mal olduğunu, müvekkilinin konutu en kısa zamanda tahliye edeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; taşınmaz kendisine tahsis edilen davalının, boşanmanın kesinleşme tarihi olan 17.12.2019 tarihine kadar kullanımının hukuki dayanağı mevcut olduğundan haksız işgalci konumunda olamayacağı, bu nedenlerle davalının ihtar tebliğ tarihi olan 07.09.2020 tarihinden itibaren haksız işgalci konumuna düştüğü gerekçesiyle el atma talebinin kabulü gerektiği, yargılama sırasında taşınmazın tahliye edildiği, davanın açıldığı tarihte işgalin devam ettiği, bu nedenle davanın açıldığı tarihte haksız olduğu tespit edilen davalı tarafın yargılama giderlerini ödemekle yükümlü olduğu, ihtar tarihinden itibaren davalının ecrimisil ile sorumlu olduğu, mal varlığının ihlali sonucunda ortaya çıkan zararlar için manevi tazminat istenemeyeceği gerekçeleriyle, el atmanın önlenmesi talebi yönünden davanın konusuz kalması nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil talebinin kısmen kabulü ile 1.946,67 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun ecrimisil yönünden miktar itibariyle usulden reddine, el atmanın önlenmesi yönünden esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Büyükçekmece 6. Aile Mahkemesinin 2017/814 Esas sayılı dosyasında mal rejiminin tasfiyesi davası açtıklarını, bu davanın bekletici mesele yapılması taleplerinin kabul edilmediğini, 2. Dava konusu taşınmazın evlilik birliği içinde alınan aile konutu olduğunu, davalının bu sebeple taşınmazı kullandığını, davalının kullanımının haklı nedene dayandığını, 3. Yargılama aşamasında taşınmaz tahliye edilmiş olmasına rağmen aleyhlerine 189.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin yanlış olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine göre; taraflar arasındaki uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi, ecrimisil ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesinde; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."
Müdahalenin men'i ve ecrimisil talepli davaların taşınmazın aynına ilişkin dava olduğu, bu tarz davalarda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. ve 492 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca, dava değerinin ve buna göre alınacak harcın el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil bedelinin toplamından (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İ.B.K.) ibaret olduğu, Dairemizin yerleşik içtihatlarında da el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin dava olarak nitelendirildiği ve bu davalar yönünden 492 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Bununla birlikte; müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp, taraflar arasındaki ihtilafın, niteliğine göre taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının her somut uyuşmazlıkta saptanması gerekir.
Buna göre; gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle; yukarıda anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil, bazı örnekler verilmek suretiyle, ancak sonuç olarak temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus, hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil, belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.
Gerçekten de; müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında, davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta, karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.
Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken, davalı taraf ise evlilik, kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmekte, taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle; taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık, dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanması, taraflara dava nedeniyle ölçüsüz biçimde harç ve vekâlet ücreti yükleyeceğinden, bu durum gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecektir.
Bu çerçevede; her iki tarafın da taşınmaz mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda, dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında, kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında, ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini amaçladığı söylenebilir.
Somut olayda; davacılar mülkiyet hakkına dayanarak dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men'i, ecrimisil ve tazminat talebinde bulunmuş, davalı taraf ise, taşınmazın evlilik birliği içinde alınan aile konutu olduğunu, mal paylaşımı davası açtığını ve dava konusu taşınmazı en kısa sürede boşaltacağını savunmuş, ön inceleme duruşmasından önce de taşınmazı tahliye etmiştir. Yukarıda anılan hususlar göz önüne alındığında, taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmadığı gibi, davalının bu yönde bir savunması da mevcut değildir. Bu itibarla; yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin, davacının taşınmazdan yoksun kaldığı dönemde, yoksun kaldığı gelir tespit edilerek bu miktar üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanması gerekirken, el atılan taşınmazın sürüm değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmayıp hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava, mülkiyet ve intifa haklarına dayalı elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve manevi tazminat isteklerine ilişkindir.
Öncelikle, elatmanın önlenmesi davasında hükmedilmesi gereken harç ve vekalet ücretiyle ilgili yasal düzenlemelere değinmekte yarar vardır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda “Mülkiyet hakkı” başlığı altındaki 35. maddesinde: “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” şeklinde düzenlenmiştir. “Vergi Ödevi” başlıklı 73. maddesinin 3. fıkrasında “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” hükmü yer almaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683. maddesi “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmünü taşımaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda; “Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki” başlığı altıda düzenlenen 12. maddenin 1. fıkrası: “Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir” hükmünü içermektedir. “Harç ve gider avansının ödenmesi” başlığı altında 120. maddesinin 1. bendindeki; “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır” hükmüyle davacının dava açarken harç yatırmak zorunda olduğu vurgulanmıştır. “Feragat ve kabul hâlinde yargılama giderleri” başlıklı 312. maddesinde: “(1) Feragat veya kabul beyanında bulunan taraf, davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir. Feragat ve kabul, talep sonucunun sadece bir kısmına ilişkin ise yargılama giderlerine mahkûmiyet, ona göre belirlenir. (2) Davalı, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez” biçiminde düzenleme yapılmıştır. “Yargılama giderlerinin kapsamı” başlığı altındaki 323. maddesinde “başvurma, karar ve ilam harçları” ile “vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti” yargılama giderleri içerisinde sayılmıştır. “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesi: “(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir” şeklinde kural olarak yargılama giderlerinden aleyhine hüküm verilenin sorumlu tutulması gerektiğini açıklamaktadır.
Aynı Yasanın 327. maddesinde “Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk” ve 329. maddesinde “Kötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçları” hüküm altına alınmıştır. “Vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi” başlığı altındaki 330. maddesi de “Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir” biçiminde düzenlenmiştir. “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri” başlıklı 331/1. maddesinde: “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder” şeklinde düzenleme yapılmıştır. “Yargılama giderlerine hükmedilmesi” başlığı altındaki 332. maddesindeki, “(1) Yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir. (2) Yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir. (3) Hükümden sonraki yargılama giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, mahkemece ilamın altına yazılır” biçimindeki hükümle, mahkemece yargılama giderlerine resen hükmedileceği öngörülmüştür.
Öte yandan, 492 sayılı Harçlar Kanununun 2. maddesinin ilk fıkrası, “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanları, yargı harçlarına tabidir” düzenlemesini içermektedir. 11. maddesinde de: “Genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını istiyen kişiler ödemekle mükelleftir.
Vasinin hesabının görülmesi dolayısiyle alınacak harçlar, vesayet altındaki şahsa izafeten vasiden alınır.
Herhangi bir istek olmaksızın resen yapılacak işlemlere ait harçlar, aksine hüküm yoksa, lehine işlem yapılan kişilerden alınır” şeklinde harç mükelleflerine yer verilmiştir. “Harç Alma Ölçüleri ve Nispetleri Harç alma ölçüleri” başlığı altındaki 15. maddesi: “Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktü esas üzerinden alınır.” “Değer esası” başlıklı 16. maddesi: “Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır.
Gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harc, gayrimenkulün değeri ile talebolunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınır.
Değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemişse davacıya tesbit ettirilir. Tesbitten kaçınma halinde, dava dilekçesi muameleye konmaz.
Noksan tesbit edilen değerler hakkında 30 uncu madde hükmü uygulanır.” “Tahliye davalarında değer” başlığı altındaki 17. maddesi: “Gayrimenkulün tahliyesi davalarında, yazılı mukavele olsun veya olmasın bir yıllık kira bedeli üzerinden karar ve ilam harcı alınır.” “Harcın nispeti” başlıklı 21. maddesi: “Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınır.” “Davadan feragat, davayı kabul veya sulh” başlığı altındaki 22. maddesi: “Davadan feragat veya davayı kabul veya sulh, muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa, karar ve ilam harcının üçte biri, daha sonra olursa üçte ikisi alınır” şeklinde düzenlenmişlerdir.
Aynı Yasanın “Nispi harclarda ödeme zamanı” başlıklı 28. maddesinde de, (1) sayılı tarifede yazılı nispi harçların ödeme zamanlarına yer verilmiştir. “Noksan tesbit edilen değer üzerinden harcın ödenmesi” başlığı altındaki 30. maddesi: “Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” “Harcı ödenmiyen işlemler” başlıklı 32. maddesi: “Yargı işlemlerinden alınacak harclar ödenmedikçe mütaakıp işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harcları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır” hükümlerini içermektedir. (1) sayılı tarifenin yargı harçları bölümünün A bendinde düzenlenen mahkeme harçlarına ilişkin III. alt bendinde “Karar ve ilam harcı : 1. Nispi harç: a) Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (Uygulanan Miktar - Binde 68,31) (Kanunla Getirilen Miktar - Binde 36)” şeklinde ve 2. Maktu harç: a) 1 inci fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik mercilerinin 1 inci fıkra dışında kalan kararlarında (Uygulanan Miktar - 732,00 TL.) (Kanunla Getirilen Miktar - 60.000 TL.(ETL) )” şeklinde belirtilmiştir.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde de, “Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret” başlıklı 6.maddesi: “Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, bu Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz” biçiminde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi yukarıda belirtilen yasa hükümleri; sistematik, birbirlerine paralel, uyumlu ve açık hükümler içermektedir.
Değinilen yasal düzenlemelerden sonra harcın unsurları üzerinde durmakta da fayda bulunmaktadır. Bu bağlamda, “harçlar, devlet tarafından sunulan kamu hizmetlerinden kendi özel menfaatlerine ilişkin olarak yararlanan kişilerin, bu yararlanmaları karşılığında kamu hizmetinin maliyetine belli ölçüde katılmaları amacıyla kanunla düzenlenen mali yükümlülüklerdir” şeklinde tanımlanabilir. Harçların gerekçe ve amaçları, devletin özel bir kişiye veya kuruma sunduğu adli, idari, noterlik, pasaport veya tapu gibi hizmetlerden doğan maliyete, bu hizmetten doğrudan yararlananın katılması suretiyle, kamu harcamalarına kaynak sağlanması, toplumsal adaletin sağlanması ve kamu hizmetlerinden yararlanma haklarının kötüye kullanılmasının önlenmesi şeklinde açıklanabilir. (Yargı ve İcra Harçları, Burak ..., 2. Baskı, 2009). 07.12.1964 tarih ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da; “... Harç, Özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığın da yaptıkları ödemelerdir. Bir hizmetin harç konusu olabilmesi için: a) Kişinin bir kamu kuruluşundan yararlanması, b) Kişiye kamu eliyle özel bir çıkar sağlanması, c) Kamu idaresinin kişinin bir işiyle uğraşması gerekir.
Harca konu işlem; hangi gün yapılırsa o tarihle uygulanan Harçlar Kanununa bağlı tarife uyarınca harç alınır veya bir harç tan bağışıklık (muaflık) söz konusu olup olmayacağı, o gün yürürlükte bulunan hükümlere göre belli edilir; çünkü, Devlet tarafından (harç) adı altında bir para alınabilmesi veya harçtan bağışıklığın söz konusu olabilmesi, harca konu işlemin gerçekleşmesini bağlıdır... ...Burada davanın uzun sürmesi ve yeni yasanın bazı harçları artırılmış bulunması sonucunda harç ödevlilerinin durumlarının ağırlaştırılmış olacağı ve bunun haklı görülemeyeceği gibi bir düşünceye de yer yoktur; zira, harçlar sonuçta davada haksız çıkana yükletilecektir ve bir dava sırasında haksız davranışta bulunmuş her kimsenin haksız davranışının bütün sonuçlarından, bunları önceden bilmesi mümkün olsun veya olmasın, sorumlu tutulması, hukukun genel kurallarından olup, usul yasalarındaki dava giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesine ilişkin hükümler (mesela, Hukuk Yargılamaları Usulü Yasasının 417 nci maddesi hükmü), bu ilkeye dayanmaktadır ve harcın dava giderlerinden birisi olduğu da Hukuk Yargılamaları Usulü Yasasının 423 üncü maddesinden açıkça anlaşılmaktadır. Sözün kısası, haksız yere, dava açmış veya haksız yere savunmada bulunmuş kimse, harç bakımından, bir kazanılmış hak ileri süremez ve onun haksız davranışının sonuçlarından sorumlu tutulmasında da adalete aykırı bir yön düşünülemez...” açıklamalarına yer verilmiştir.
Bilindiği üzere; dava açan davacıdan alınan harç, devletin adli hizmetinden yararlanması karşılığında bu hizmetin finansmanına katkı sağlaması amacıyla ve Harçlar Kanunu gereğince alınmaktadır. Harçlar Yasası uyarınca, davalının davayı kabul veya davacıyla sulh olması veya davanın konusuz kalması haricindeki beyan ve savunmasının alınması gereken karar ve ilam harç miktarına etkisi bulunmamaktadır. Harç ve yargılama giderlerinden sorumluluk ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, Harçlar Kanunu, “konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden” nispi karar ve ilam harcı alınmasını öngörmüş, değer esası başlıklı 16. maddesinde de açıkça taşınmazlar hakkında açılan “elatmanın önlenmesi” davasında çekişmeli taşınmazın değerinin nazara alınacağını hükme bağlamıştır. 16. maddenin ilk fıkrasında “elatmanın önlenmesi” davası gayrımenkulün aynına ilişkin davalar arasında açıkça sayılmış, ikinci fıkrasında da bu husus, gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harcın, gayrimenkulün değeri ile talep olunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınacağına ilişkin hükümle teyit edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 12. maddesinde de taşınmazın aynından doğan davalar, “taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalar” şeklinde tanımlanmıştır.
Yine, İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 04.03.1953 tarih ve 1951/10 esas, 1953/2 karar sayılı “Açılan dava, arsaya elatmanın önlenmesiyle birlikte, arsa üzerindeki binanın yıktırılması istemini de kapsıyorsa görevin, her ikisinin kıymeti toplamı üzerinden belirlenmesi gerekir” şeklindeki içtihadı, 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında görülen davalarda sapma göstermeden uygulanılmış; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulamasında da, mülkiyet hakkına dayalı taşınmaza vakî elatmanın önlenmesi davalarının “taşınmazın aynından kaynaklanan davalar” olduğu ve dava değerinin de, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri olduğu kabul edilerek istikrarlı uygulama sürdürülmüştür. Nitekim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341. maddesinin 2. bendinde yer alan “istinaf yolu kesinlik sınırı” ile 362. maddesinin 1. bendinin “a” fıkrasında yer alan “temyiz kesinlik sınırı” bakımından esas alınan “miktar veya değer” bakımından da bu değere göre değerlendirme yapılagelmiştir. Ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362. maddesinin 1. bendinin “b” fıkrasında kira ilişkisinden doğan davalar bakımından farklı değer esası benimsenmiştir. Sonuç olarak; öteden beri tüm içtihatlar, elatmanın önlenmesi davalarında, gerek harcın tayini gerekse kanun yollarına başvuru kısıtlamalarından olan “miktar ve değer” konusunda, çekişmeli taşınmazın dava tarihindeki değerinin dikkate alınması gerektiği yönündedir.
Anayasa Mahkemesi’nin 06.11.2025 tarih ve 166/219 sayılı kararında “Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlama teşkil
İlgili İçerikler
Emsal Kararlar
- YargıtayE. 2026/1429, K. 2026/1599Elatmanın önlenmesi – Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2026/1429 E., 2026/1599 K.
- YargıtayE. 2025/2013, K. 2026/1813Elatmanın önlenmesi – Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2025/2013 E., 2026/1813 K.
- Bölge Adliye MahkemesiE. 2024/26, K. 2024/253Mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve haksız işgal tazminatı niteliğinde ecrimisil istemi – İstanbul BAM 1. Hukuk Dairesi, 2024/26 E., 2024/253 K.
- Bölge Adliye MahkemesiE. 2024/2025, K. 2024/2363El atmanın önlenmesi, ecrimisil (elatmanın önlenmesi) – İstanbul BAM 2. Hukuk Dairesi, 2024/2025 E., 2024/2363 K.
Örnek Dilekçeler
- Asliye Hukuk MahkemesiElatmanın Önlenmesi ve Ecrimisil Dava Dilekçesi
- Sulh Hukuk MahkemesiKat Mülkiyetinde Ortak Gider (Aidat) Alacağı Dava Dilekçesi
- Asliye Hukuk MahkemesiÖnalım (Şufa) Hakkına Dayalı Tapu İptal ve Tescil Dava Dilekçesi
- Sulh Hukuk MahkemesiOrtaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) Dava Dilekçesi
Emsal kararlar kamuya açık kaynaklardan alınmıştır. Kararların güncelliği ve somut olaya uygulanabilirliği bir hukukçu tarafından değerlendirilmelidir.